Anna Campbell’in Efrîn’de tutulan cenazesi için ailesi AİHM’e gidiyor 2022-05-07 09:33:00 ANKARA - Türkiye’nin Efrîn saldırısında yaşamını yitiren Anna Campbell’in babası Dirk Campbell, kızının cenazesini alamadığı için AİHM’e başvurmaya hazırlanıyor. Campbell, amacının “Türkiye'deki rejime ve işlenen suçlara dikkati çekmek” olduğunu söyledi.  Dirk Campbell, 2018 yılının Mart ayında Efrîn’de yaşamını yitiren kızı Anna Campbell'ın cenazesini almak ve Türkiye'nin işlediği suçları ifşa etmek için açmış olduğu davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyor. Campbell, dava masraflarını karşılayabilmek için Crowdjustice üzerinden kitlesel fonlama kampanyası başlattı.   YPJ savaşçısı Anna Campbell (Helin Qerecox), Efrîn’e yönelik askeri operasyon sırasında 2018 yılının Mart ayında, Türkiye'ye ait savaş uçaklarının saldırısı sonucu yaşamını yitirmişti. Campbell ailesi, aradan geçen zamana rağmen halen çocuklarının cenazesini alamadı. Baba Dirk Campbell, kızının cenazesini alabilmek için daha önce de kitlesel fonlama kampanyası ile Türkiye ve İngiltere hükümetlerine karşı yasal işlem başlatmıştı. İç hukuk yöntemlerini tüketen ve henüz bir sonuç alamayan Campbell ailesi, davasını bu kez de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşıyor.    Bugüne kadar Türkiye'ye kızının cenazesini almak için yaptığı başvurulara cevap alamadığını belirten Campbell, davayı Strasbourg'a taşımak için kitlesel fon oluşturulması anlamında dayanışma çağrısı yaptı. Dirk Campbell, Anna'nın Efrîn'e uzanan yolculuğunu, Türkiye'nin cenazeyi vermemesini ve dava sürecini Mezopotamya Ajansı'na (MA) anlattı. Biraz Anna'dan bahseder misiniz?   Anna doğrudan eyleme inanıyordu. Bazı cesur kararlar vererek kendisini bulacağına inanıyordu. Toplumun kıyılarında var olmaya ve toplumsal hayatla ilgili her şeyi sorgulamaya karar vermişti. Faşizmin, insanları fakir, güçsüz bırakan ve temelde ahlaksızlığa savuran kapitalizmin başarısının kökeninde olduğunu düşünüyordu. Bu onun inancıydı. Eskiden bu konuda tartışırdık, onun dünyayı doğrudan etkileme ihtiyacına saygı duyardım. Onu anlamadığımı söylerdi bana. Bulunduğum bölgenin milletvekiline bir mail atarak bir şeyleri düzeltebileceğimi düşündüğümü ama bunun böyle olmayacağını anlatırdı. Çocukken okulda bir bal arısını savunmuştu. Bazı çocuklar arıya işkence ediyorlarmış. Anna bu grup tarafından itilip kakılacağını bilerek bu arının yardımına koşmuş. Sanırım Anna'nın ruhunun özünde korumacılık vardı.    Anna'nın Efrîn yolculuğu nasıl gelişti? Gideceğini haber vermiş miydi?   Hayır. Bir yıldır Suriye'deydi. Bana gitmesine izin verilmediğini söylemişti ama komutanını muhakkak gitmesi gerektiğine ikna etmiş. Komutanı ona Esad rejiminin yalnızca Kürtlerin geçmesine izin verdiğini, kendisinin ise sarışın olması nedeniyle geçemeyeceğini söylediğinde saçlarını siyaha boyamış. O kadar çok ısrar etmiş ki sonunda kendileriyle birlikte onu da götürmüşler.    Efrîn'e gittiğini ne zaman öğrendiniz?   Efrîn'e gittiğini hiç öğrenmedim. Ya da şöyle söyleyeyim, Efrîn'e gittiğini öldüğü zaman öğrendim. 18 Mart'ta yani ölümünden 3 gün sonra bana haber verildi.   İngiltere'den Kuzey ve Doğu Suriye’ye gidiş nedenini sizinle paylaştı mı?   Rojava'nın savunulması gerektiğine tüm kalbiyle inanıyordu. Bizzat savaşçı olmak istediğini benle hiçbir zaman paylaşmadı. Anna'nın ölümünden sonra onu daha yakından tanımak, aklından neler geçtiğini öğrenmek, Efrîn'e nasıl gittiğini öğrenmek için ben de Rojava'ya gittim. Oradaki devasa mezarlıkları gördüm. İkinci Dünya Savaşı’nı hatırlattı bana. Orada bana Anna'nın oradayken yazdığı günlükler verildi. Defterlerin birinin içinde şu yazıyordu, "Haziran ayı. Herkes uyuyor, ev çok sakin. Ortalıkta pek çok Pepsi kutusu ve AK-47 var. Her şey çok sürreal görünüyor ama zaten bunun olmasını bekliyordum. Elbette ki buradayım. Başka nerede olabilirdim ki? Bana yeni bir isim verdiler. Şehit olan bir arkadaşın ismi. Bana onun ismini taşımanın büyük bir sorumluluk olduğunu söylediler. Ben artık büyüdüm. Bu sorumluluğu taşıyabilirim. Bir parçam asla eve dönemeyeceğimi düşünüyor ve bundan çok korkuyorum. Ama henüz bunu düşünmek için çok erken. Kendi içimdeki yolculuğu tamamlamam ve çok fazla okumam gerekiyor önce."    Efrîn'e gitmesinden önce ise şunları yazmış, "Dün gece babama yalan söyledim. Yarın Efrîn'e gidiyorum. Bu toprakların savunulması için ölmeye hazırım, ama ölmek istemiyorum." Daha önce çatışmalı bir durumda bulunmamıştı ama arkadaşları Efrîn'e giderken kendisine izin verilmiyor olması ona ağır geliyordu. Anna'nın kampta çekilmiş videolarından birinde, neden Rojava'ya gitmeye karar verdiğini anlatıyordu. Diyor ki, "Buradaki devrime katkı sunabilecek bir insan olduğumu hiç düşünmemiştim. Biz anarşistlere her zaman hayalci derler. Ben burada olan bitenin gerçekten olup olmadığını görmeye geldim. Buraya geldiğim için bir an için bile pişman olmadım."   Kobanê'deki mezarlık ziyaretinizde neler hissettiniz?   IŞİD'in Kobane'ye düzenlediği saldırıda bu kadar çok YPG/YPJ savaşçısının hayatını kaybetmesi kahredici. Gerçekleri bilmeme rağmen mezarlığı kendi gözlerimle görmek yani fiziksel bir kanıta bakıyor olmak bildiklerimi daha da gerçek kıldı. Türkiye'nin IŞİD'i desteklemesi gibi umutsuz bir durum karşısında Kobanê halkının kendi yaşamları pahasına şehirlerini savunmaya olan bağlılığına hayran kaldım.   Uzun zamandır Anna'nın naaşını almak için mücadele ediyorsunuz. Türkiye yetkilileriyle irtibat kurmayı denediniz mi?    İlk olarak Türkiye ile değil Kızıl Haç Uluslararası Komitesi'nin yabancı bürosu ile iletişim kurdum. Rojava'ya gitmeden beş gün önce Türkiye konsolosluğunu aramaya başladım. Beş gün boyunca her gün pek çok kez aradım. Anna'nın öldürüldüğü yere güvenli geçişimi sağlamalarını talep edecektim çünkü artık o bölge Türkiye'nin kontrolündeydi. Aramalarıma herhangi bir yanıt alamadım. Hala da alabilmiş değilim. Neredeyse 5 yıl oldu. Ne bilgilendirilme taleplerime ne güvenli geçiş talebime ne de Anna'nın cenazesini eve getirmeme engel olmaları nedeniyle işledikleri insan hakları ihlaline ilişkin açacağım davaya dair görüşme taleplerime herhangi bir geri dönüş olmadı.    Anna'nın cenazesinin nerede olduğunu biliyor musunuz?   Evet. Anna'nın nerede öldürüldüğünü net bir şekilde biliyorum. Arkadaşları bana söyledi.   Bu davayı neden açıyorsunuz?    Teknik olarak Türkiye'yi dava etmiyoruz. Ancak mahkeme bir insan hakları ihlali olduğu tespit ederse, 'Adil tazmin' kararı verme yetkisine sahiptir. Adil tazmin ise belirli bir hasar biçiminin tazmini için ödenen bir miktar paradır. Dava sonucunda mahkeme ayrıca davanın masrafının Türkiye tarafından ödenmesine karar verebilir. Bunun dışında bir üye devletin bu hak ve güvencelerden birini ya da birkaçını ihlal ettiği sonucuna varması durumunda mahkeme ihlal kararı verir. Bu karar bağlayıcıdır ve ilgili ülke bu karara uymakla yükümlüdür. Bir Avrupa Konseyi Üyesi devlet olarak Türkiye'nin, başvurulan mahkeme insan haklarının ihlal edildiğine hükmederse üç yükümlülüğü vardır. Hükmedilen tazminatı ödemek, gerekirse başvurucu lehine ilave bireysel tedbirler almak, mahkeme tarafından tespit edilen ihlale son vermek ve başvurucuyu ihlalin yaşanmasından önceki durumuna getirmek, yanı sıra gelecekte başka ihlallerin tekrar yaşanmaması için tedbirler almak. Mahkemenin sonucunda bunların olmasını umuyorum.   Şu anda da Anna'nın cenazesini geri almak için açacağınız dava için bir kitlesel fon kampanyası başlattınız ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AIHM) taşıyorsunuz. Davanın Strasbourg'a taşınması için tam olarak neye ihtiyacınız var?   İlk davayı 20 Eylül 2019'da açtım. 4 yıla yakın zaman geçti. Önce iç hukuk yollarını tüketmemiz gerekiyordu ki AİHM'e başvurabilelim. Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne (ICRC) başvurmadan, ilgili hükümete veya ilgili yerel otoriteye başvurmadan doğrudan AİHM'e başvuru olamıyor. Ve tüm süreç o kadar yavaş ilerliyor ki AIHM'e başvurmadan bir sonuç alamayacağımız sonucuna ancak varabildik. Bu davanın sonucunda elde etmeyi umduğumuz da AİHM'in Türkiye'nin benim insan haklarımı ihlal etmiş olduğuna hükmetmesi ve ilerde bu tip insan hakkı ihlallerine neden olamayacağının garanti edilmesi.   Sizin gibi onlarca aile çocuklarının cenazelerini alamadı. Bu davayı kazanacak olursanız emsal teşkil edebilir. Bu ailelere bir çağrınız var mı?   Yalnızca benim gibi farklı ülkelerden IŞİD ile savaşmaya giden gençlerin aileleri ile tanıştım şu ana kadar. Ve bildiğim kadarıyla Anna dışında IŞİD ile savaşırken öldürülen her gencin bedeni ailesine teslim edildi. Anna'nın bedeninin düştüğü yerde kalmış olmasının nedeni, bölgenin Türkiye tarafından ağır saldırı altında olması, işgal altında olması oldu. Türkiye işgali altındaki Efrîn'de uluslararası savaşçılardan bir tek Anna düştüğü yerde yatıyor. Bana söylenene göre Anna'nın bedenini almaya çalışan herkese ateş edilmiş. Yani işgal altındaki bölgede düşenlerden hiçbirisinin bedenine ulaşılamadı. Hatta bu bölgelerde çekilmiş, düşen savaşçıların bedenlerinin istismar edildiği bazı videolar gördüm. Gerçekten dehşet verici şeyler oldu orada. Şu anda Rusya'nın Ukrayna'da yaptığının aynısı yani. Bunu bir yıldırma ve korkutma taktiği olarak kullanıyorlar. Rojava'da farklı farklı çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti. Kobané'deki bir mezarlığı ziyaret ettiğimden bahsetmiştim. Devasa bir mezarlık. Binlerce mezar var. Ama IŞİD ile savaşmak ve Türkiye devletinin saldırısına maruz kalmak aynı şey değil. IŞİD bir örgüt. Türkiye ise bir devlet. Sorumlulukları var. Buna rağmen Türkiye IŞİD, El Nusra gibi İslamcı örgütleri vekaleten kullandı ve kendileri için savaştırdılar. Onlar savaşırken top atışlarıyla bu savaşçıları korudular. Türk ordusu o sırada savaşa direk müdahil olmamış da olsa, islamcı çeteleri kendileri adlarına savaştırdılar.     Anna için çekilen belgeselde, Anna'nın ölüm haberini aldıktan sonra Kobané'ye gittiğinizi ve Anna'nın kendisi gibi insanların yanında olduğunu anladığınızı söylemiştiniz. Eğer mahkemenin sonucunda Anna'nın cenazesini alabilirseniz, O'nu İngiltere'ye geri mi götüreceksiniz, yoksa kendi insanları dediğiniz insanların olduğu yere, Rojava'ya mı defnedeceksiniz?   Anna hava saldırısında öldü ve düştüğü yerde bırakıldı. Gerçek şu ki, bunca zaman sonra Anna'nın bedenini ya da bedeninden bir parçasını bulabileceğimi düşünmüyorum. Anna'yı öldüren hava saldırısı son derece güçlü ve şiddetliydi. Ve Anna öleli 4 yılı geçmiş durumda.   Anna'nın ölümünden sonra Kürtleri daha yakından tanıma fırsatınız oldu. Geçirdiğiniz bu süre zarfında neler düşündünüz? Kürtlerin mücadelesi hakkında yorumlarınız neler?   Elbette Kürt mücadelesini yüzde yüz destekliyorum ve Öcalan'ın Türkiye ve Suriye gibi yapay olarak oluşturulmuş ulus devletler içinde geniş etnik nüfusların kendi kaderini tayin etme formülünün ileriye dönük en iyi yol olduğuna inanıyorum. Ancak o ülkelerdeki diktatörlerin isteklerine aykırı olduğu için kolay uygulanacağını düşünmüyorum. İlgili çatışmalarda tüm tarafların güvendiği bir kurum tarafından kolaylaştırılan görüşmelerin olması gerekir. Henry Robinson'ın dediği gibi tüm çatışmalar eninde sonunda sona erer, bu yüzden onları mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek, ilgili herkesin çıkarınadır.   Türkiye, Rusya'nın Ukrayna saldırısında arabulucu bir konumda olduğunu savunuyor. An itibariyle de Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde geniş çaplı bir savaş yürütüyor. Türkiye'nin bu politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?   Bu savaşlardaki tüm tarafların ikiyüzlü olduğunu düşünüyorum. Erdoğan da Putin kadar kötüdür. Ama kendisini sevimli göstermeye çalışıyor. NATO'nun kendi yapısına dahi riayet etmiyor. Hem de NATO üyesi olmasına rağmen. Erdoğan bir diktatördür, bir çeşit oligarktır. Zira kendisinin ve ailesinin içinde bulunduğu durum bu şekilde ifade ediliyor. Kendisini iyi göstermek için elinden gelen her şeyi yapıyor ama bir yandan da en ağır insan hakları ihlallerini işliyor. Bu davayı açarak yapmak istediğim de Erdoğan'ın bu durumuna batının dikkatini çekmek bir anlamda. Türkiye'deki rejime, işlenen suçlara dikkati çekmek. NATO üyesi bir ülke üyelikten çıkarılabilir mi bilmiyorum ama Erdoğan başta olmak üzere bu suçlara ortak olan herkesin şiddetli bir şekilde cezalandırıldığını, hesap verdiğini ve görevinden alındığını görmek istiyorum. Duyduğum ve takip ettiğim kadarıyla Erdoğan şu anda Türkiye'de de eskisi kadar popüler değil. Yani bir seçim varsa ileride ve bu seçim hilesiz bir seçim olursa, seçimde elenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama böylesi bir duruma izin vereceğini hiç sanmam. Şunu da eklemek isterim, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumda bu işi korkusuzca yaptığınız için her birinize teşekkür ederim. Özünde Anna'nın yaptığı da tam olarak buydu. Pozitif bir geleceğe katkı sunmak için, desteklemek için çalıştı Anna. Ezici güce sahip olan bir sistemin karşısında duran ve o güce çelimsiz gibi görünen insanların yanında olmak istedi. Ama yine de her şey çok umutsuz görünse de cesaretle devam etme kararlılığı gösterdi. Çünkü her birimizin içinde yapıyor olduğumuz işin istediğimiz değişimi sağlamak konusunda işe yarayacağına dair bir umut ışığı var.   KAMPANYAYA DAİR    CrowdJustice web sayfası üzerinden dava için fon oluşturmaya çalışan Campbell (https://www.crowdjustice.com/case/help-bring-anna-home/), davayı kazanması sonucunda emsal teşkil edecek bu karar için herkesi dayanışmaya davet etti. CrowdJustice'deki kampanya açıklamasında kızının Mart 2018'de Efrîn'de Türkiye'nin hava saldırısında öldürüldüğünü belirten Campbell, şu ifadelere yer verdi: "Anna, IŞİD'e karşı mücadelesinde Birleşik Krallık tarafından desteklenen Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ile savaşıyordu. Ancak IŞİD tehdidinden çok sınırlarındaki Kürtlerden endişe duyan Türkiye'nin, YPJ'ye karşı gerçekleştirdiği hava saldırısı kızımın ölümüyle sonuçlandı. Anna çok güzel ve sevgi dolu bir insan, hayatını geri kalanlara daha güzel bir hayat bırakmak için savaşmaya adayan cesur bir kadındı. Anna'nın naaşı hala Türkiye kontrolündeki Efrîn'de, savaş alanında yatıyor. Tam yerini biliyoruz. İngiltere hükümeti bu konuda anlamlı bir adım atmayı başaramadı ve Türkiye Hükümeti'ne ilettiğim taleplerim de dikkate alınmadı."    MA / Gözde Çağrı Özköse