Leruth: Türkiye’de gazeteciler devlet baskısı altında

  • dünya
  • 19:08 21 Eylül 2021
  • |
img
CENEVRE - İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulan “Türkiye Mahkemesi”nde Türkiye’deki basın özgürlüğüne ilişkin raporunu sunan Philippe Leruth, Türkiye’de gazetecilerin devlet baskısı altında olduğunu söyledi. 
 
Türkiye’de, yaşanan hak ihlallerine ilişkin, Belçika merkezli Van Steenbrugee Advocaten (VSA) Hukuk firması öncülüğünde Cenevre’de kurulan “Türkiye Mahkemesi” ikinci gününde tanık anlatımları ve raporların sunulmasıyla devam ediyor. Kaçırma ve zorla kaybettirmelere ilişkin tanık anlatımları ile başlayan mahkeme de ilk sözü kaçırılan Turgut Özal Üniversitesi çalışanı Avukat Mustafa Özben’in yaşadıkları anlatması ile başladı. Kendisini Gülen Cemaati mensubu olarak tanıtan Özben, evden alışveriş yapmak için 30 dakikalığına çıktığını ama 93 gün sonra dönebildiğini söyledi. İstihbarat birimleri tarafından kaçırıldığını söyleyen Özben, tutulduğu yerde kendisine yapılan işkenceleri anlattı. 
 
KAÇIRMALAR DEVLET POLİTİKASI
 
Daha sonra Ocak 2021 tarihinde İstanbul’da çarşı merkezinde kaçırılan Gökhan Güneş’in avukatı Sezin Uçar söz aldı. Müvekkilinin kaçırıldığı dönem gördüğü işkenceler nedeniyle hala tedavi gördüğünü ve bu nedenle mahkemeye katılmadığını söyleyen Uçar, kaçırma ve kaybettirilmelerin Türkiye ve özellikle bölgede sistemik bir politika olarak uzun bir dönem uygulandığını söyledi. Verilen mücadeleler sonucu devletin bu politikaların geriletildiğini ama son yıllarda yaşanan kaybettirme ve kaçırmalarla Türkiye’nin bu politikalarına kapı aralamaya çalıştığını dile getiren Uçar, bunu karşı ortak bir mücadele geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Müvekkili Güneş’in herkesin gözü önünde kaçırılmasına rağmen kaybedildiği 6 gün boyunca devletin savcısı, polisi ve ilgili bakanlıklarının Güneş’in bulunması için bir çaba içerisine girmediklerini ifade eden Uçar, ailenin kendi imkanları doğrultusunda kaçırılma anına dair kamera kayıtları ve diğer delilleri bulduğunu ve müvekkilinin oluşan ulusal ve uluslararası baskı sonucu bırakıldığını söyledi. Türkiye’de Güneş gibi son yıllarda son yıllarda kaçırılan çok sayıda insanın olduğunu ifade eden Uçar bu konuda devletin ilgili kurumlarının gerek kişilerin bulunması ve faillerinin yargılanması konusunda bir çaba içerisine girmediğini belirti. Müvekkilinin kaçırıldıktan sonra çok ağır işkencelere maruz kaldığını kaydeden Uçar, işkence nedeniyle Güneş’in tedavisinin sürdüğünü söyledi. Türkiye’de savunmanın da saldırı altında olduğunu kaydeden Uçar, özellikle siyasi davalara bakan avukatların duruşma esnasında yaptıkları savunmadan dolayı da yargılandığına dikkat çekti. 
 
Daha sonra Pakistan’da bulunan PAKTÜRK adlı okulda öğretmen ve idareci olarak çalışan Mesut ve Meral Kaçmaz çiftleri kaçırılma hikayelerini anlattı. Kaçırıldıktan sonra özel bir uçakla Türkiye’ye getirildiklerini söyleyen Mesut Kaçmaz, istihbarat çalışanlarının kendisini istenenleri söylemediği taktirde “reşit olmayan kızlarına tecavüz etmekle” tehdit ettiğini söyledi. 17 gün boyunca bilinmedik bir yerde tutulduklarını anlatan Kaçmaz, kendilerine gözaltında işkence yapıldığını ifade etti. Kaçmaz, daha önce Türkiye’ye hükümetin davetlisi olarak sık sık geldiğini sözlerine ekledi. 
 
KÜRT VE ERMENİ SORUNU
 
Bir dönem Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Başkanlığı yapan Philippe Leruth, basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin raporunu sundu. Türkiye’de Kürt ve Ermeni meselesinin her zaman için hassas bir mesele olduğunu belirten Leruth, bu konuyla ilgili konuşan ve yazan gazetecilerin tutuklandığını ve öldürüldüğünü söyledi. Türkiye’nin gazeteciler için bir cezaevi olduğunu söyleyen Leruth, Türkiye’de 2016 yılı öncesinde de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik zaten baskıların olduğunu fakat bu tarihten sonra bu durumun daha da kötüleştiğini söyledi.
 
‘TÜRKİYE GAZETECİLER İÇİN BİR CEZAEVİ’
 
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM yasaları ve Türkiye Anayasası’nda basın ve ifade özgürlüğünü koruyan maddelere atıfta bulunan Leruth, Türkiye’nin TMK’sı ve son olarak da darbe girişimi arkasına sığınarak bütün ulusal ve uluslararası yasa ve sözleşmeleri ihlal ettiğini ifade etti. Türkiye’nin AİHM’de ifade özgürlüğü konusunda en çok mahkûm olan ülke olduğunu hatırlatan Leruth, sadece son üç yılda 160’ aşkın gazetecinin tutuklanarak cezaevine gönderildiğini söyledi. Türkiye’de sadece 2016 yılından itibaren 200 medya kuruluşunun ve 400 binden fazla online platformun kapatıldığını dile getiren Leruth, konuşmasında ayrıca Özgür Gündem davası nedeniyle yaşadığı mahkumiyete de dikkat çekti. Türkiye’de sadece Türkiyeli gazetecilerin değil aynı zamanda Türkiye’ye giden gazetecilerin de özellikle Türkiye’nin Güneydoğusu ve Suriye’nin kuzeyine ilişkin yaptıkları haberlerden dolayı da TMK kapsamında gözaltına alınıp tutuklandıklarını belirten Leruth, Türkiye’de gazetecilerin karşılaştığı en büyük sorunun devlet baskısı olduğunu kaydetti. 
 
‘NUSAYBİN’DE SİVİL ÖLÜMLERİ BELGELEDİK’
 
Leruth’un konuşmasının ardından kapatılan Dicle Haber Ajansı (DIHA) muhabiri Meltem Oktay tanık olarak dinlendi. 2013 tarihinde gazeteciliğe DİHA’da başladığını söyleyen Oktay, 2015 tarihinde birçok ilde ve özellikle Nusaybin, Silopi, Cizre ile diğer bölgelerde başlayan sokağa çıkma yasakları ve askeri operasyonları yerinden takip etmek için Nusaybin’de çalışmaya başladığını belirtti. 
Nusaybin’deki askeri operasyonlarda kentin yerle bir edildiğini çok sayıda sivil insanın öldürüldüğü hatırlatan Oktay, bütün bunları belgelediği için hedef haline getirildiğini söyledi. Nisan 2016 tarihinde Özel Harekat Polisleri tarafından Nusaybin’de kaldığı eve kapısı kırılarak baskın düzenlendiğini belirten Oktay, gözaltında çıplak aramaya maruz kaldığını ve tehdit edildiğini, yanında gözaltına alınan ve başından ameliyat olmuş gazeteci Uğur Akgül’ün kafasına da özel harekatçıların tekme attığını söyledi. 
 
Yazdığı haber ve çektiği fotoğraflardan oluşan bir iddianame ile hakkında “Örgüt üyeliği ve propagandası yapmak” iddiasıyla dava açıldığını ve toplamda 3 yıl boyunca cezaevinde kaldığını kaydeden Oktay, “Ben Nusaybin’de sivil insanların devletin güvenlik göçlerince öldürüldüğünü yazdım. Orada yaşananları yazdım. Ekranda size fotoğraflarını gösterdim. Bu fotoğraflardan dolayı ben cezaevinde kaldım. Benim gibi çok sayıda Kürt gazeteci de benzer durumu yaşadı. Sadece 2015-2016 tarihleri arasında 13 DİHA muhabiri tutuklandı. Onlar da diğer illerde yaşananları yazmışlardı. Biz gerçekleri dünyaya iletiyorduk ve bundan dolayı da yargılanıyorduk. Şuanda tutuklanmamışsa hakkında dava açılmamış neredeyse hiçbir Kürt gazeteci yoktur. Kürdistan’da yaşananları Türkiye basını vermiyor. Nusaybin’de bulunduğum süreçte biz ve o esnada orada bulunan bazı yabancı gazeteciler  dışında yaşananları objektif olarak veren kimse yoktu. İşimizi yaptığımız için de tutuklandık” diye konuştu. 1990’lı yıllardan itibaren yüzü aşkın Kürt gazetecinin öldürüldüğünü hatırlatan Oktay, Kürt medyasının birçok Avrupalı kurum ve kuruluş tarafından da görmezden gelindiğini sözlerine ekledi. 
 
KÜRT BASININA YÖNELİK SANSÜR
 
Kapatıldığı ana kadar çalıştığı DİHA ajansının sitesine 54 kez erişim engelinin getirildiğine dikkat çeken Oktay, daha sonra kurulan ve ardından kapatılan DİHABER’e 16 kez ve daha sonra kurulan ve yayın hayatına devam eden Mezopotamya Ajansı’na ise şu ana kadar 34 kez erişim engelinin getirildiğini söyledi. Benzer şekilde tek kadın haber ajansı olan Jinha’nın da birçok kez engellendiğini ve sonrası kapatıldığını ve şuan yayın yapan Jinnews’in de birçok kez engellendiğine vurgu yapan Oktay, kadın gazetecilerin çok zorlu koşullarda çalıştığını söyledi. Bugün mağdur pozisyonunda olan Gülen Cemaatin’in de bir zamanlar hükümet ortağı olarak Kürtlere yönelik baskılarda payını olduğunu söyleyen Oktay “Aslında biz aynı zamanda mağdurun da mağduruyuz” dedi. 
 
HABERCİLİK SUÇ HALİNE GETİRİLDİ
 
Gazeteci Cevheri Güven online olarak katıldığı mahkemede yaşadıklarını anlattı. Haberlerinden dolayı birçok kez yargılandığını ve şuana kadar farklı birçok örgüte üye olmakla suçlandığını söyleyen Güven, Türkiye’de iktidarı eleştirmenin, habercilik yapmanın suç haline getirildiğini söyledi. Güvenin ardından basına ve katılımcılara kapalı olarak hakimler bir tanığın anlatımlarını dinlemek üzere oturuma ara verdi. Mahkeme yarın yargı bağımsızlığı ile ilgili rapor ve tanık anlatımları ile devam edecek. 
 
MA / Rüştü Demirkaya