Psikolog Ülgen: Derinleştirilen yoksulluktan ruhsal sağlığımız da etkileniyor
İZMİR - Derinleşen ekonomik krizin yarattığı yoksulluğun sonuçlarından birinin de depresyon, öfke ve şiddet olduğuna dikkati çeken Psikolog Mevlüt Ülgen, “Toplumun sadece fiziksel değil ruhsal sağlık sorunları da derinleşiyor” dedi.
Türkiye’de derinleşen ekonomik krizle birlikte yoksulluk ve işsizlik de aynı oranda artıyor. Ekonomik kriz sadece halkın temel ihtiyaçlarının temininde alım gücünün azalmasıyla kendini göstermiyor. Açlık ve yoksulluk sınırının kat be kat altında ücretle yaşamaya çalışan yurttaş için bu durum gerginlik, stres, şiddet gibi yansımalarla da yoğunlaşıyor. Toplumun günlük yaşamında artan bu psikolojik durum için uzmanlar, gelecek açısından da kaygı verici olduğuna dikkat çekiyor.
Psikolog Mevlüt Ülgen, ekonomik krizle derinleşen yoksulluk ve buna bağlı olarak özellikle yeterli, dengeli ve sağlıklı gıdaya erişim başta olmak üzere temel ihtiyaçların karşılanamamasının topluma psikolojik yansımalarına dikkat çekti.
YOKSULLUKLA EŞİTSİZLİK ARTIYOR
Türkiye’nin derin bir kriz yaşadığını vurgulayan Ülgen, “Türkiye hem ekonomik hem sosyal hem siyasal açıdan derin bir kriz içinde ki, yıllardır artarak derinleşen bir kriz yaşıyoruz. Ekonomik kriz bunun çok çok önemli bir boyutu. Giderek toplumun yoksullaştığını, toplumda eşitsizliklerin arttığını biliyoruz. Özellikle toplumun çok büyük bir kesimi açlık sınırının altında ücret alıyor veya işsiz. Dolayısıyla derin bir yoksullukla karşı karşıya olduğumuz gerçeği var. Yoksulluk dönemleri ve kriz dönemi bizde toplumsal sorunların arttığı dönemlerdir. Her sorun olduğu gibi ruhsal sorunların da arttığı, toplumun kriz dönemlerinde daha gergin, daha stresli ve dolayısıyla ruhsal sorunları daha çok yaşadığı bir dönem oluyor. Yoksulluk toplumda sağlık, barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlara gereksinmeyi de artırıyor. Sağlık hizmetlerine ulaşım, beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanamıyor. Dengeli ve sağlıklı beslenemeyen, güvenli gıdaya ulaşamayan insanlar, sadece bedensel sağlık sorunları değil aynı zamanda ruhsal ve zihinsel sağlık sorunları da yaşıyor” dedi.
‘DEPRESYON, ÖFKE, ŞİDDET’
Çocuk ve yetişkinlerin yaşadığı etkilere değinen Ülgen, çocuklarda öğrenme süreçlerini ve gelişimin her aşamasını olumsuz etkilediğini belirtti. Birçok çocuğun okullarda verilmesi gereken gıdaya ulaşamadığını anımsatan Ülgen, "Bunlar da sağlıksız beslenmenin daha da derinleşmesine neden oluyor. Biz çocuklarımızı çok çok düşük maliyetlerle sağlıklı gıdaya erişimini sağlayamadığımız için onları birçok hastalıkla karşı karşıya bırakıyoruz. Sağlıksız nesiller yetişmesine kapı aralıyoruz ki, ve bu gelecek açısından da hepimizin endişe duyması gereken bir durum. Dolayısıyla sağlıksız beslenmenin, temel gıdaya ulaşamamanın derin izleri var. Nedir bu bireylerde veya ailelerde genel olarak toplumdaki şey? Bir kere gerginlik hali. İnsanların en temel ihtiyaçları karşılanmadığı zaman gerginlik, yoğun bir stres yaşıyor. Buna bağlı olarak da insanların temel ihtiyaçlarını karşılamama, özellikle yetememe duygusunun vermiş olduğu depresyon, kaygı, öfke gibi ruhsal sorunları daha çok görüyoruz. Bu dönemde özellikle kriz dönemlerinde intihar vakalarında artış, şiddet eğiliminde artış, bağımlılık oranlarında artış görüyoruz ki, bu toplumlarda sağlıksızlığı gösteren bir şeyToplum psikolojik olarak patlama noktasında. Daha önce bu toplumda ufak gerginlikler tolere edilir, dayanışmayla çözülürdü. Ancak günümüzde sert, gergin, patlama ve şiddete dönen bu durum fiziksel şiddete kadar gitti” diye belirtti.
‘GELECEK AÇISINDAN ENDİŞE VERİCİ’
Eşitsizliklerin de temel sorun olduğuna dikket çeken Ülgen, “Türkiye giderek eşitsiz bir ülke haline geldi. Veriler açıklanıyor; Türkiye'de kişi başına düşen gelirin 15-16 bin dolara çıktığı söyleniyor. 20 yıl önceyle kıyaslandığı zaman 4 kat arttı deniliyor. Bırakın toplumun 4 kat daha zenginleşmesini, 2000'li yılların başındaki gelir düzeyine sahip değil. Lüks tüketim biçimi veya lüks yaşam biçimi sürekli televizyonlarda, medyada, sosyal medyada paylaşılıyor. Bu eşitsizliği yaşayan insanlarda daha çok öfke yaşanmasına neden oluyor. Tabi ki hırsızlık da suç da artıyor. Toplumsal vicdan ciddi biçimde eridi. Toplum temel değerleri kaybettiği için giderek her anlamda bir yozlaşma kültürüne hakim kılınıyor. İktidara yakın medya kanallarının yayınları, bu kültürü yayıyor. Bu gelecek açısından endişe verici" ifadelerini kullandı.
‘TOPLUMSAL BİR MÜCADELE VERMELİYİZ’
“Sosyal anlamda bozulmayı ortadan kaldıracak, asgariye indirecek ciddi programlara da ihtiyaç var” diyen Ülgen, şu hususlara dikkat çekti: “Bu bizim odağımıza almamız gereken şeylerden birisi. Gücü olanın gücü yeteni bastırdığı bir iktidar yaşıyoruz. Bu da toplumsal anlamda, bireysel anlamda hepimizde yoğun bir kaygı yaratıyor. Toplumun duyarlı kesimleri gerçekten toplumdaki bu gidiş noktasından kaygı ve endişe yaşıyor. Bu anlamda bizim toplumsal vicdanı ve toplumdaki dayanışma duygusunu besleyecek, toplumu ortak paydada buluşturacak, herkesin birbirinin hakkını, hukukunu gözettiği bir toplum yaratmak. Bu bireysel bir mesele değil. Toplumsal sorun olarak bu eşitsizlikleri yaratanın bir sorun olduğunu bilmeliyiz. Bunun sosyal, siyasal mücadelesini de hep birlikte vermemiz gerekiyor.”
MA / İbrahim Açıkyer