Avukat Yazmacı: Cezaevlerinde baskı da direniş de devam ediyor
ANKARA - Cezaevlerinde tutsaklara yönelik hak ihlallerinin giderek arttığını, buna karşılık tutsakların da direnişlerinin sürdürdüğünü belirten Av. Ömer Faruk Yazmacı, cezaevlerindeki sorunların insan hakları temelli bir yaklaşımla çözülebileceğini vurguladı.
Cezaevlerinde hak ihlalleri artarak sürüyor. Tutsaklar, avukat ve aile görüşlerinde infaz erteleme, koğuş baskınları ve ağız içi arama gibi uygulamalara maruz bırakıldıklarını, hasta tutsakların ise tedaviye erişimlerinin engellendiğini her defasında aktarıyor. Cezaevlerine düzenli olarak ziyarette bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Eşbaşkanı Avukat Ömer Faruk Yazmacı, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Her ay yaklaşık 40 cezaevine yaptıkları ziyaretlerde, neredeyse tüm cezaevlerinde benzer ihlallerle karşılaştıklarını belirten Yazmacı, “Bu hapishaneler aslında, 30 Ekim 2014'te Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiyesi için devreye konulan ‘Çöktürme Planı’nın bir parçasıdır. Tecrit öyle münferit bir uygulama değil. Başlı başına bir rejim haline geldi. Buradaki tecrit ve hapsetme öyle sıradan mahpuslara uygulanmıyor. Buradaki hapsetme pratiğini direniş belirliyor. Direniş ne kadar yüksekse, iktidarın hapsetme eğilimi de o kadar yüksek oluyor” dedi.
'HAFIZAYI KORUYANLAR HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR'
Amed zindanlarından “Hayata Dönüş Operasyonları”na kadar cezaevlerinde hep benzer bir durum olduğunu belirten Yazmacı, “İlk eylemden bugüne mahpuslar aynı kararlılıkla eylemlerine devam ediyor. Bunlar düşünen, yazan, üreten ve korkmayan insanlar. Çocuklar, gençler, kendi halkı için karınca kararınca bir damla su taşımak istiyorlar. Hapishanelerde susturulmak istenen de bu damlayı taşıyan insanlardır. Dışarıda gördüğümüz onca ağır kötülük cezasız kalırken, içeride şiir yazan, mektup biriktiren, hafıza oluşturan, fikrini koruyan insanların hedef haline getirildiğini görüyoruz” diye belirtti.
Cezaevlerinde yapılan baskın aramalarda sık sık tutsaklara ait ajandalara, notlara ve şiirlere el konulmasının tesadüf olmadığını söyleyen Yazmacı, “Mahpus yalnızlaştırılmakla kalmıyor, hafızasızlaştırılmak da isteniyor. 9 metrekarelik odada sadece bir pencere var; o da hem demir korkuluklar hem de çelik tellerle kapatılmış. Senin aldığın hava bile kontrol edilmek isteniyor. Siyasi mahpuslar, içeriden kamera kabul etmedikleri için dışarıdan 360 derece kameralarla izleniyor. S tipi cezaevlerinde ise tavan daha da yükseltilerek mahremiyet alanı, tuvalet dahil görünür hale getirilmeye çalışılıyor" diye konuştu.
'AİLEN GÖRMEYE GELMİYOR' DENİLEREK İNFAZI UZATILDI
Yazmacı, cezaevlerinde baskıya karşı tutsakların direnişinin de devam ettiğine dikkat çekerek, “Bir taraf ‘Seni esir alacağım’ diyor, diğer taraf da direniyor ve esir alamazsın’ diyor. Zaten tam da bu yüzden İdare ve Gözlem Kurullarında çok sayıda siyasi mahpusun infazı uzatıldı. Burada da yine bir ‘pişmanlık’ dayatması var. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ailesi ziyarete gelemeyen bir mahpus için yaptığımız sevk talebine, ‘Ailesi ziyaret etmeye gelemiyor, toplumla bütünleşecek bir hayatı yok’ denilerek infazı uzatıldı” ifadelerini kullandı.
SÜRECE DESTEK
Yazmacı, cezaevlerindeki tutsakların “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde rol üstlenmeye çalıştığını vurguladı. Süreç başladığından bu yana binlerce köşe yazısının tutsaklarca kaleme alındığı bilgisini paylaşan Yazmacı, “Bu mahpuslar ‘barış süreci için, toplumun geleceği için ne yapabilirim’ diye düşünüyor. Bu nedenle üretmeye, yazmaya devam ediyorlar. Artık her hafta düzenli görüşmeler yapılıyor. Yapılan baskınlarda ise olabildiğince provokasyon yaratılıyor. Mahpustan en ufak bir direniş görüldüğünde disiplin soruşturmaları açılıyor. Bu soruşturmalar çoğu zaman infaz uzatmalarına gerekçe yapılıyor. Darp edilen, tehdit edilen mahpuslara rağmen onların neden bu kadar moralli oldukları sorgulanıyor. Kırşehir’de de her ay benzer uygulamalar yaşanıyor. Burada mahpusa moral verecek her şey yasaklanıyor. Ailelerin gönderdiği fotoğraflar kabul edilmiyor, ‘Kesk, sor, zer’ gibi kıyafetler de yasaklanıyor. Moral verici her şey engelleniyor. Asıl hedef sadece iç düzen değil, aynı zamanda bir bakış açısını şekillendirmektir" dedi.
'DİRENİŞ KAZANIMLA SONUÇLANIYOR'
Tutsakların hücre ve disiplin cezalarına karşı direniş gösterdiğini de belirten Yazmacı, ‘Sonuçta bu direnişler kazanımla sonuçlanıyor. Mahpuslar yeniden bir araya getiriliyor" dedi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlarında, Meclis’te hasta tutsakların siyasi görüşlerine bakılmaksızın tahliye edilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen bu konuda herhangi bir adım atılmadığını, tahliye edilmeyen hasta tutsak Mehmed Edip Taşer’in yaşamını yitirdiğini hatırlatan Yazmacı, “Hasta mahpusların tahliyesi için yeni bir yasaya ihtiyaç mı var? Hayır. Bu konuda AİHM ve AYM içtihatları var. Bu içtihatlar açıkça diyor ki; hastalık durumunda infaz süresi koşullara göre yeniden düzenlenmeli ve gerekli tarihler belirlenmelidir. Aksi halde bu durum kötü muamele ve işkence yasağının ihlali anlamına gelir. Hasta mahpuslara yapılan uygulama da bir işkencedir" ifadelerini kullandı.
'İNSAN HAKKI BAKIŞ AÇISIYLA YAKLAŞILMASI LAZIM'
Yazmacı, Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2024 yılında 818, 2025 yılının ilk 11 ayında ise 709 kişinin cezaevlerinde hayatını kaybettiğini belirterek, "Bu çok korkunç bir tablo ama biz artık rakam vermek istemiyoruz. Bir irade yok ortada. Devlet içinde devletçikler oluşmuş. Adalet Bakanı, hapishanelerde yılda 3 buçuk milyon insan tedavi edildiğini söylüyor. Bu konuda yasa yapılmasına gerek yok, uygulayıcıların insan hakkı bakış açısıyla yaklaşması lazım" diye kaydetti.
AĞIZ İÇİ ARAMAYI KALDIRIN
Kırşehir Cezaevi’ndeki hasta tutsakların durumuna ilişkin Yazmacı, “Hastaneye ulaşma hakkını istiyoruz. Onur kırıcı ağız içi arama uygulamasının son bulmasını talep ediyoruz. Cezaevlerinde yaşanan temel sorun tedaviye erişimdir. Burada 5 ağır hasta mahpus var. Ağır hasta mahpusların infazını erteliyorlar. Çok ağır durumda olan Hüseyin Bilecan, artık Kırşehir'de tedavisi yok diye Ankara'ya getirildi. 3 yıldır infazı erteleniyor. ‘Ağız içi aramayı kaldırın’ diye binlerce mektup yazdık ama cevap olarak 'Bu onur kırıcı bir arama değil' deniliyor. Çoğu hapishanede bu uygulama kaldırıldı. Kırşehir'de de diğer hapishanelerde de kaldırın. Hasta mahpusun tahliyesini engellemek için ağız içi arama dayatılıyor " diye belirtti.
BAKAN 'ARAR ÇÖZERİZ' DEDİ
Yazmacı, "İdare Gözlem Kurulları'nın durumu için de yasal düzenlemeye gerek yok. Bir önceki bakan da, 'Bu idari bir tasarruftur. Biz arar çözeriz' dedi. O zaman çözün. Yasal düzenlemelerin tabi ki bir an önce hayata geçirilmesi lazım ama hapishanelerle ilgili bu noktada yasalarla ilgili değil yönetmelikler, genelgelere ve norm dışı devletin müdahale etmesine izin verilmemesi ile çözüm bulunur" dedi.
MA / Sema Bingöl