'Çerçeve yasa kapsamı dışında da ‘umut hakkı’ kararı çıkarılabilir'

Paylaş:
SÊRT - Abdullah Öcalan’a ‘umut hakkı’ ilkesinin tanınmasının kalıcı barış için önemini kaydeden Sêrt Baro Başkanı Muhammed Alptekin,  “Bir yasa metni olarak değil, Anayasa’dan, AİHM’den ve haklardan kaynaklı olarak verilmesi gereken bir hak” dedi.
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifi 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 12 maddeden oluşan teklif, sürecin hukuki çerçevesini belirlemeyi amaçlıyor.  
 
Çerçeve yasaya ilişkin Sêrt Baro Başkanı Muhammed Alptekin ajansımıza konuştu.
 
ADIM ATILMADIKÇA SORUNLAR ÇOĞALIYOR
 
Devletin zamanında adım atmamasından kaynaklı sorunların arttığını kaydeden Alptekin,  “İlerlemeler olur, kayyım uygulamaları sona erer, hasta siyasi tutsaklar serbest bırakılır, örgüt mensuplarının demokratik siyaset içerisinde yer alması için adımlar atılır diye düşünülüyordu. Yani o zaman atılması gereken adım sayısı 100 iken, iki yılın sonunda, bu çerçeve yasa öncesine kadar neredeyse bu soruna ilişkin sorunların sayısı 150’yi buldu. Hiçbir yol kat edilmedi, aksine daha da kötüye gitti diyebiliriz. Ancak atılan bu adım önemli” dedi.
 
Alptekin, yasada Haziran 2005 öncesini kapsam dışı bırakılmasına ilişkin ise şunları söyledi;  “Bu madde de aslında 2005 vurgusu şu yönüyle ele alınıyor.  Eski TCK uygulaması, yani öncesinde işlenen suçlarda 302. madde kapsamında yargılamalar vardı. 2005’ten sonraki değişiklikten sonra hem 302. madde kapsamında yargılama hem de sonrasında birlikte işlenen bir suç varsa buna ilişkin bir ayrım vardı. Bu yüzden 2005 öncesi, yani o dönemde bir adam öldürme fiili de varsa bunun kapsamına alınıyor. Bu nedenle böyle bir tarih alınmış.” 
 
Atılacak olan ikinci adımın daha kapsayıcı olması gerektiğini kaydeden Alptekin, “Bir sonraki adımda bunların da atılacağını düşünüyorum. Örgüt mensupları arasında, mücadele edenler arasında bir kıyas, bir ayrım, bir kavram kargaşası yaratılmamalı. Sonuç belli. Örgüt mensuplarının bir çağrısına cevap verdikten sonra şunu yapamazsınız. ‘Bir kesim burada kalacak, bir kesim gelecek, bir kesim gelmeyecek ve bir kesim ne yapmak istiyorsa yapsın’ diyemezsiniz. Bununla kalıcı bir barışı sağlayamazsınız. Bu yüzden sonraki adımlarda bunun değerlendirileceğini düşünüyorum” dedi.
 
‘UMUT HAKKI SİYASİ BİR MÜKAFAAT DEĞİLDİR’
 
‘Umut hakkı’na ilişkin konuşan Alptekin,  “Şimdi umut hakkı üzerinde uzun bir tartışma var. İşin kötüsü şu aslında ‘Umut Hakkı’ dediğimiz kavram, sürecin bir karşılığı değildir. Umut hakkı zaten olması gereken bir durumdur. Umut hakkı, yasalardan, Anayasa’dan, AİHM’den kaynaklı bir süreçtir, bir durumdur. Yani bunun günlük bir hukuk meselesi olarak bile sunulmaması veya böyle tartışmaya açılmaması gerekiyor. Bundan önce zaten uygulanması gereken bir haktır. ‘Umut Hakkının’ zaten olması gerektiğini söylüyoruz. Bu süreç olsa da olmasa da bu süreçle ilgili değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunların uygulanmasından kaynaklı olması gereken bir süreçtir. O yüzden bu sürecin buna indirgenmesini çok doğru bulmuyorum. Bunun bu sürecin bir karşılığı olarak görülmesini hukuken doğru bulmuyorum. Bu süreçten ayrı bir şekilde umut hakkının varlığını bizim bir hukuk devleti olarak kabul etmemiz gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan açısından da umut hakkı meselesi aslında bir taviz değildir. Bu sürecin ilerlemesi için, bu sürecin kalıcılığı için, bu sürecin devamlılığı için şarttır. Sadece bunun hukuk önünde zaten kabulü var, hukuk önünde emsali var, hukuk önünde uygulanması var. Yani bunu bu süreçten kaynaklı bir yasa metni olarak değil, umut hakkının Anayasa’dan, AİHM’den ve haklardan kaynaklı olarak verilmesi gereken bir durum olduğunu bütün toplumun idrak etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
 
İNSANLARI İNCİTEN TABİRLER
 
‘Çerçeve yasa’nın bin kilometrelik yolun ilk adımı olarak önemli olduğunu  belirten Alptekin, “Bir süreçten, bir yasadan bahsederken tabirlerin, tavırların ve uygulamaların insanlara güven verecek noktada ilerlemesi gerekiyor. Mesela ‘Terörsöz Türkiye’ gibi söylemler insanları inciten, insanları rahatsız eden tabirler. Bu tabirlerden uzak kalmak gerekiyor” dedi. 
 
ATILMASI GEREKEN ADIMLAR
 
Devletin biran önce birçok konuda adım atması gerektiğini kaydeden Alptekin, “Bırakın  Adli Tıp’ın tespitine ihtiyaç duyulmasını,  gözle gördüğümüzde gerçekten cezaevinde kalmaması gerektiğine inandığımız tutsaklar, hükümlüler var ve hâlâ bunlar içeride. Belediye başkanları, siyasetçiler içeride. Şimdi siz bir taraftan cezaevinde herkesi tutarak, siyaset alanını kapatarak, demokraside seçme ve seçilme hakkını engelleyerek, dil üzerinde Kürtçe haklarını engelleyerek, kadınlara veya hastalara ilişkin temel hakları sınırlayarak bir yere gidemezsiniz. Bunlar için acil bir şekilde adım atılması gerekiyor” diye konuştu.