WAN - OHAL kapsamında görevlerinden ihraç edilen emekçiler, süreç kapsamında 159 bin emekçinin ihracının önünü açan KHK'lerin iptal edilmesini talep etti.
15 Temmuz 20216'daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal'in (OHAL) verdiği yetki kapsamında çıkarlan Kanun Hükmündeki Kararnamelerle (KHK) en az 152 bin kişi kamu görevinden ihraç edildi. Yaşanan bunca ağır mağduriyetin üzerinden 10 yılı aşkın bir süre geçerken ihraç olan yurttaşlar Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte kendilerinin de göreve iade edilmesini istiyor. KHK ile ihraç edilenlerden Leyla Çakır ve Sinan Ok, toplumsal bir barış için KHK'lerin iptal edilmesi gerektiğini söyledi.
'2016'DAN BU YANA HUKUK ASKIYA ALINDI'
Hukukun askıya alındığını belirten Sinan Ok, "Türkiye'de 2016 yılında bir darbe girişimi oldu. 15 Temmuz gecesi 20 Temmuz itibarıyla hukuk askıya alındı. OHAL KHK'leri ile iki yıl içerisinde 2018 Temmuz'a kadar 152 Bin insan hiçbir iş hukuka dayanmadın yani mevcut yasal süreçler işletmeden devlet memurları kanunu anayasa kurmaları ve İLO sözleşmeleri bu konuda varan hukuk işletilmeden işlerinden hukuksuzca atıldılar. Aradan geçen on yılı aşkın süredir de bu işletilmiş değil. OHAL dönemi bitti; ama OHAL hukuku fiili olarak devam etti ve yüz binlerce insan, aileleriyle birlikte belki milyonlarca insan, çalışma haklarında mahrum bırakıldı. Ortada bir hukuksuzluk var, devam eden bu hukuksuzluk bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) kararlarına ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına aykırı olduğu ortaya çıkmıştır. Hukuksuzluk artık gittikçe artan sayıda konu hakkında AHİM kararı gelmeye başladı" diye konuştu.
'YAŞAMINI YİTİRMİŞ YÜZLERCE İNSAN GÖREVİNE İADE EDİLDİ'
Şuana kadar 100'den fazla KHK'linin yaşamını yitirdikten sonra işine iade edildiğini belirten Ok, "İlk önce insanların idari yargı yolarına başvurmalarını engellemek amacıyla OHAL Komisyonu diye uydurma bir komisyon kurdular. Yani ne mahkeme ne de idari bir kuruldu. İnsanlar uzunca bir süre 5 yıldan fazla bu komisyonda bekletildiler. Daha sonra bu komisyon 2023 yılı sonunda kapatıldı; ama yine 100 binlerce insan bu defa idare mahkemelerine yöneldi. Yine yüzbinleri sadece Ankara'daki birkaç tane mahkemeye yönlendirdiler. Aslında eski dönem Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne benzer bir uygulama şu an hala devam ediyor. İnsanların nelerle hitap edildiği ve itham edildikleri suçları ya da kişisel sorumluluklar ve hangi davranışlardan işten atıldıkları belirsiz. Bir gece de hiçbir hukuka dayanılmadan işten atılmak olmak tabii ki birçok mağduriyeti ortaya çıkartı. Şuana kadar tespit edebildiğimiz kadarıyla 100'den fazla insan öldüğü halde işlerine iade edildi. Haklarında herhangi bir suçlama olmadığı ortaya çıkmış. Yine binden fazla insanın dosyası bu şekilde henüz karara bağlanmadan bu insanlar yaşamını yitirmiştir" ifadelerini kullandı.
'ZORBALIK REJİMİ DERHAL SON BULMALIDIR'
Darbe girişiminin ardından iktidara büyük bir alanın açıldığını belirten Ok, "Türkiye tarihinde çok büyük hukuksuzluk büyük, kırım örnekleri var; ama KHK de milyonlarca insanı kapsayan bir hukuksuzluk olarak devam ediyor. Bu soruna artık çok acil bir çözüm bulunması gerekiyor. Mevcut durumda masumiyet karinesi kanunların ve cezaların geriye yürümezlik ilkesi yine aynı şekilde çalışma hakkından kaynaklı anayasal hükümler ve diğer uluslararası sözleşmeden kaynaklı temel hak, hürriyetleri ihlal ediliyor. Maalesef 2016 yılındaki darbe girişimin ardından iktidara büyük bir alan açtı. Çünkü kamuda istediği rejimi önceden uygulamıyordu. Kamu personel rejimi vardı; ama OHAL hukuksuzluğu ile beraber adeta dikensiz gül bahçesine çevrildi. 152 bin insan işten atıldı; ama geriye kalan kamu personeli de susturuldu. Şuan kamu da neler olduğunu mülakat yolsuzluklarını diğer ihale yolsuzluklarını ya da bürokrasinin bir direncini görmeyiş nedenimiz aslında KHK ile ortaya çıkarılan kamu bürokrasisidir. Bu zorbalık rejimi derhal son bulmalıdır" diye konuştu.
'TBMM BİR ANA BAŞLIĞI DA KHK'LİLER OLMALIDIR'
Yürütülen sürece değinen Ok, "Eğer ki bu ülke de Barış ve Demokratik Toplum Süreci adı altında bir yılını geride bıraktığımız bir süreçten söz ediliyorsa ve TBMM Komisyonun ilgili komisyonun ortaya çıkarttığı raporların ana maddelerinden birinin de AHİM ve AYM maddeleriyle KHK rejiminin çöplüğe atılmasıdır. Sorumluların bir an önce cezalandırılması ve geriye dönük KHK'lilerin içerisinden suçu ve hakkındaki ispatlanmamış herkesin işine gecikmeksizin tazminatları verilerek iadesidir. Bu sağlanmadan toplumsal barıştan söz etmek mümkün değil ve büyük bir güçtür. İktidar bu süreci de kendi politikasına alet etmeye çalışıyor; fakat ortada büyük bir toplumsal çöküş ve çatışma riski var. Buradan sözünü ettiğimiz 152 bin insanın ailesi ile birlikte milyonarca insana tekabül ettiğini biliyoruz. Eğer bir toplumsal barış olacaksa da bu insanları aileleri ile birlikte sisteme entegre edecek barıştırabilecek bir çözümün sağlanması gerekiyor" şeklinde konuştu.
'EĞİTİM SEN'Lİ ÖĞRETMENLER HEDEF ALINDI'
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyesi öğretmenlerin o süreçte hedef alındığını belirten Leyla Çakır, "2017 yılında KHK ile ihraç edildim. O dönem 15 yıllık öğretmen ve bir okulda idareciydim. Eğitim Sen üyesiyim. O dönem Cizre'de bazı olaylar yaşanmıştı. Bizler de KESK'in 2 günlük bir iş bırakma eylemine katılmıştık. Listelerin tümü iş bıraktığımız için isimlerimiz alıp ondan dolayı ihraç edildik. İhraç olmayı beklemiyordum ve kendi emeğimle kendi çalışma ve kazanımlarımla bugüne geldim. Herkesin bildiği üzere 2010 yılında KPSS'ye şaibe bulaşmıştı. O zamanlar FETÖ taraftarları, kendi elemanlarına yerler vermişti. Bizler dişimiz tırnağımızla bugünlere geldik, emek verdik. Bir gece vakti herkes gibi ben de KHK ile ihraç edildiğimi öğrendim. Tabii bu beni çok olumsuz etkiledi. Benim 2 çocuğum var, psikolojik olarak aşırı yıprandık, aynı zamanda ekonomik olarak da çok kötü yıprandık. Yıllarca emek sarf ettiğimiz mesleği bir gece ansızın birileri emir vererek, bu hayata son verdi. O dönemde bir OHAL komisyonu kuruldu; ama bu komisyon sessiz kaldı ve hiçbir şey elde edemedik. Bizler Eğitim Sen'li öğretmenler o süreçte hedef alındık ve bizlere bunu yaptılar" diye belirtti.
'ANADİLDE EĞİTİM TALEBİMİZ TERÖRLE İLİŞKİLENDİRİLDİ'
Çocukların anadilinde eğitim görmesini talep ettiğimiz için "terörle" ilişkilendirildiklerini söyleyen Leyla Çakır, şöyle devam etti: "Şuan umut verici bir barış sürecinin içerisindeyiz. Çıkan yeni yargı paketleri var, birçok şeyi kaplayan maddeler yer alıyor. Ama henüz bizler KHK'li insanlar için yer alan bir madde göremedik. Herkesin işinin başına dönmesi gerekiyor, bu soruna bir çözüm bulunması gerekiyor. Bizler, her zaman barış ve kardeşlik taraftarı olduk. Çocuklar okula gidebilsinler aynı zamanda ana dillerinde eğitim görebilsinler diye çalışmalar yürüttük. Bir öğretmen olarak bir öğrencinin kendi ana dilinde eğitim görmesi kadar doğal bir şey yoktur, bunu yapmak suç mudur? Ben bu toplumun aydın bir öncüsü olarak kendimi de bu noktada değerlendirmem gerekiyor. Eğer böyle bir talepte bulunuyorsam onlarında bu talebi dikkate alması gerekiyor. Bu talebimiz sadece terörle ilişkilendirildi ve bizleri bu durumda getirtirdiler."
MA / Bilal Babat - Özlem Yacan