Ankara Barosu 66’ncı Olağan Genel Kurulu toplandı

img

ANKARA - Ankara Barosu’nun 66’ncı Olağan Genel Kurulu uzun süren tartışmaların ardından toplandı. 

 
Koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bir yılda 4 kez ertelenen Ankara Barosu'nun 66’ncı Olağan Genel Kurulu toplandı. Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar (ÖÇAV), Avukat Hakları Grubu (AHG), Demokratik Sol Avukatlar Grubu (DSAG), Doğrudan Demokrasi Hareketi (DDH) ve Mesleğe Vefa Grubu adaylarının yarışacağı genel kurul binlerce avukatın katılımıyla Bilkent Üniversitesi Odeon Konferans Salonu’nda başladı.
 
EBRU TİMTİK VE TAHİR ELÇİ RESİMLERİ
 
Genel kurul öncesinde, konferans salonu bahçesinde yarın yapılacak baro seçimleri için adaylar stantlar kurarak, yönetimi tanıtan ve vaatlerin bulunduğu broşürler dağıttı. ÖÇAV standında yaşamlarını yitiren avukatlar Ebru Timtik ve Tahir Elçi’nin resimleri yer aldı.
 
GEÇ BAŞLADI
 
Yaklaşık 21 bin üyesi bulunan Ankara Barosu seçimlerinde genel kurulun başlaması için gereken 2 bin 84 imzanın toplanması gecikti. Yeterli sayının sağlanamaması nedeniyle sabah 09.00’da başlaması gereken kurul, akşam 17.00’dan sonra başladı.
 
ÖÇAV, “Ebru Timtik Ölümsüzdür” ve “Tahir Elçi ölümsüzdür” sloganları ve alkışlarla konferans salonuna giriş yaptı.
 
Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, başkanlık süresi boyunca yaptığı faaliyetleri sıraladı. Sağkan’ın konuşmasının ardından, önergeler oylamaya sunuldu.
 
IŞIK: 11 AYDIR KURULUMUZ ERTELENDİ
 
Oylamadan sonra konuşmasını yapan ÖÇAV adayı İlke Işık, genel kurulun 11 aydır yapılması gerekirken çeşitli sebeplerle ertelendiğini hatırlatarak, “Neredeyse bir yıl önce bu genel kurul gerçekleşmeliydi. Herhalde ilk kez böyle bir şey yaşıyoruz. İktidar partisi bütün kongrelerini kurullarını toplarken büroların genel kurul yapmasına bir türlü izin verilmedi. Biraz önce de yeterli imzanın toplanamaması üzerine, ’15 gün sonraya ertelesek mi?’ bile dendi” diye belirtti.
 
DEMOKRATİK VE KATILIMCI BARO
 
Işık, demokratik ve katılımcı baro isteklerini yineleyerek, “Biz demokratik ve katılımcı baro ısrar ederken bunu slogan olarak kullanmadık. Güzel bir söz olsun diye de demedik. Ankara Barosunu, ülkenizdeki bütün barolarını, avukatların mücadele, örgütü haline getirirsek, her avukatın ‘bu baro benim barom, benimle mücadele eden, kapısına gittiğimde geri çevrilmem’ diye düşüneceği şekilde, gerçekten demokratik yönetirsek, o zaman sabahki tabloyu emin olun asla yaşamayız. ÖÇAV olarak söylediğimiz en temel şey bu. Baronun artık böyle yönetilmesi devri bitmiştir. Sabahtan beri gördüğümüz tablo bize daha nasıl açık gösterebilirdi? Ankara Barosunu böyle yönetemezsiniz! Bu anlayış bitti. O yüzden ÖHD’nin dedikleri çok önemli. Bizim tarif ettiğimiz şekilde birlikte yönetelim. Gelin Ankara Barosu’nu bütün avukatların barosu yapalım” ifadelerini kullandı.
 
HUKUKUN RUHUNA FATİHA OKUDULAR
 
AKP’nin genel kurulları yapılırken, baro kurularının yapılmadığına dikkati çeken Işık, “Çünkü hayatı da öyle kuruyorlar. Kişiye özel hukuk ve yasalar, hukuk devleti olmayan tek bir adamın karar verdiği sistem kurdular. Savunmayı da böyle belirlemek istiyorlar. Yargı siyasi iktidarın talimatıyla çalışırken, memlekete hukuk gelsin adalet gelsin diye çırpınan avukatlar var. Sarayda başlayan Adli Yıl açılışları diyanetin dualarla açtığı hale geldi. Laikliğin üzerine söylenecek bütün sözleri yok etmiş durumdalar. Laikliğin ve hukuk devletinin ruhuna el Fatiha okudular orada. Biliyorsunuz, 2019-2020 adli yıl açılışı sarayda yapıldı ve o açılışlara Türkiye Barolar Başkanı da katıldı. Cumhurbaşkanı o açılışta demişti ki, ‘Avukatlar, her istedikleri işi alamazlar terörist davaları takip eden avukatlar var. Ellerinden ruhsatları alırız.’ O açıklamadan beri bu ülkedeki bütün meslektaşlarımızın bu mesleği yapması riske girdi. Elimizden ruhsatlarımızı alabilir, terörist ilan edilebiliriz. Tutuklu avukatlarımız bu nedenle cezaevindedir. Terörist ilan edildiği müvekkilleriyle özdeşleştirildiği için bizim arkadaşlarımız cezaevinde” diye konuştu.
 
‘AYM KARARLARINI TANIMIYORLAR’
 
Savunmanın yok edildiği bir noktada olunduğuna dikkati çeken Işık, “Daha düne kadar iktidar partisinin yöneticisi olan avukatların ağır cezalara savcı yapıldığını ve bunun üzerinden tarafsız yargı sürdürülmeye çalıştığını biliyoruz. İktidarın kararları doğrultusunda Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları uygulanmıyor. İnsanlar AYM kararlarına rağmen cezaevinden çıkartılmıyor. Nerede hukuk devleti? Her birimiz her gün bu sorunları yaşıyoruz. Buna karşı karşımıza çoklu baro yasası çıkarttılar. İktidar niyetini gizlemedi ve ‘yandaş barolar kurmak istiyorum benim gibi düşünen barolar istemiyorum ben kendime göre barolar kurarım’ dedi. Bunun üzerine çokça konuşmalıyız. Hiçbir avukatın 2 No’lu baro gibi ihtiyacı yoktu” dedi.
 
‘MESLEĞİN KENDİSİYİZ’
 
Tek adam iktidarlığı ile baroların yönetilmeyeceğini vurgulayan Işık, “Meslek örgüsünü böyle yönetmeyle asla barışmayacağız. Mesleği hukuku ve hukukun bütün sorunlarını cesaretle savunan bir Ankara Barosu istiyoruz. Mesleğin sorunlarını konuşacağız birazdan ve bunun için çok sayıda önergemiz var. Biz daha önce de defalarca işçi avukatların sorunlarını dile getirirken şimdi herkes işçi avukatları fark etti. O zaman işçi avukatlarla ilgili önergeye çıkartabiliriz. Genç avukatları destekleyecek mekanizmaları kuralım mı? Barolar birliğinin icra takibi yapmasına engel olalım mı? Meslektaşlarımızın araçları haczedildi. Mesleğin gerçek sorunları bunlar. Ama mesleğin sorunlarını tekelleşmeden bağımsız konuşamayız. Sermaye buraya uğramayacak mı zannettik? Avukatlar hep zengin mi olacaktı? Şimdiye kadar yok sayıldık görmeden gelindik eşit temsiliyete bile izin verilmedi. Biz muhalefet eden bir grup değiliz, biz bu mesleğin kendisiyiz. Adil yargılanmak istediği için açlık grevine giren Ebru Timtik’iz. Biz şu an cezaevinde yatan meslektaşlarımızız. Ankara katliamında hayatını kaybeden 103 kişinin hesabını soranlarız. Bundan sonra Ankara Barosu’nu hep birlikte yönetelim” şeklinde konuştu.
 
Işık’ın konuşmasının ardından salonda, “Savunma susmadı susmayacak” sloganları ve alkışlar yükseldi.
 
MOĞULKOÇ: ANTİDEMOKRATİK KARARLAR
 
AHG adayı Nazlı Didem Moğulkoç, Türkiye’nin düşünce ve basın özgürlüğü konusunda dünyadan çok geri sıraya düştüğünü, yargının ise siyasi iktidarın organı gibi hareket ettiğini söyledi. Moğulkoç, “raftan indirilmiş projeler” kullanılarak baroların düşürülmeye çalışıldığı bir dönem yaşandığına dikkati çekerek, “Artık Cumhurbaşkanlığı kararları anayasa gücündedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi yok sayılıyor. Yüksek Seçim Kurulu antidemokratik kararlara imza atıyor” diye konuştu.
 
Adayların konuşmalarının ardından, ÖÇAV ile AHG’liler arasında “konuşma sırası” üzerinden bir gerginlik çıktı. Divanın müdahalesi ardından tartışma sonlandı. Genel Kurul’un devamında avukatlar kürsüye çıkarak, konuşmalar yaptı. 
 
ARAN: SUSMUYORUZ KORKMUYORUZ İTAAT ETMİYORUZ
 
ÖÇAV grubundan Sercan Aran, çıkan tartışmada tehditlere maruz kaldıklarına dikkati çekerek, “Biz ÖÇAV olarak yıllardır iktidarın emniyetine, işkencecilerine direniyoruz direndik. Bugün de burada bize bir kişinin tehditler sunmasına boyun eğmeyiz. Mücadeleleriyle hepimize örnek olan feministlerin dediği gibi ‘susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz.’ Biz işte bu yüzden adayız. Bizler savunmaya yönelik saldırıların karşısında cesaretle savunmaya varız ve hazırız” dedi.
 
NAYMAN: BAROLARIN AMACI İNSAN HAKLARINI KORUMAK
 
Nilay Nayman, “Barış şehidi meslektaşlarımız Tahir Elçi’yi ve adil yargılanma talebiyle bedenini ölüme yatıran Ebru Timtik’i sevgi, saygı özlemle anıyorum” dedi. Nayman, baroların temel amacının Avukatlık Kanununda da belirtildiği gibi hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak olduğunu hatırlattı.
 
KAYA: ÖCALAN’DAN BAĞIMSIZ DEĞİL
 
Şevin Kaya, avukatların takip ettikleri davalar ve müvekkilleri ile özdeşleştirildiğini, bundan dolayı itham edildiğini ve tutuklandığını ve haklarında hüküm verildiğini söyledi. Kaya, “Yargının gücünü elinde bulunduranlar, makul vatandaş, makul avukat yaratma çabasıyla yargıyı bağımlı hale getirmiş, ‘Anayasa Mahkemesi kapatılmalı’, ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ benzeri irade beyanlarıyla düşledikleri yargı tahayyülünü sakınmadan ortaya koymuşlardır” diye ekledi. Kaya, herkesin hukuk önünde eşit olduğunu vurgulayarak, “Hukuk kuralları soyut ve genel geçer olmak durumundadır. Aksi takdirde kişiye özel düzenlemelerin hukukta oluşturduğu gedik zamanla büyüyecek ve herkesi içine alacaktır. Tıpkı şimdinin olduğu gibi bir dönemin hukuk yapıcıları olan 28 Şubat’ın kudretli aktörlerinin 80 yaşından sonra cezaevi yollarına revan edilmesi, hüküm dağıtan yüzlerce cemaat üyesinin ağırlaştırılmış müebbet infaz koşullarında tutulması. Bunların hiçbiri bu aktörlerin inşası için büyük çaba sergilediği Öcalan’a özgü, kişiye özel hukuktan bağımsız ele alınamaz. Ve maalesef aynı politikanın sonucu olarak İmralı Hapishanesi’nde avukat müvekkil görüşünü de kapsar şekilde olağanlaşan tecrit uygulamasının tepkisizlikle karşılanması bu tecrit uygulamalarını tüm ülkeye yaymış, ülkeyi koca bir hapishaneye çevirmiştir” diye konuştu. 
 
CEZAEVLERİNDEKİ HAK İHLALLERİ
 
Cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkati çeken Kaya şunları söyledi: “Aşırı kalabalık koğuşlar, düzenli tedavi göremeyen hasta mahpuslar, yeterli hekim ve sağlık personelinin bulunmaması, temiz ve sıcak suya yeterince erişememe, kötü muamele koşullarında tutulma halen Türkiye hapishanelerinde devam eden insan hakları ihlalleridir. Pandemi koşullarında mahpusların yaşam hakkının korunması için BM İnsan Hakları Komiseri ve Avrupa Konseyi İnsan Haklar Komiseri iktidara çağrıda bulunarak; açıkça gerekçesiz tutuklanan siyasi mahpusların serbest bırakılmaları ve pandemi kapsamında alınacak önlemlerin mevcut özgürlükleri kısıtlama noktasına varmaması gerektiği talebinde bulunmuşsa da Bakanlık önce mahpusların aileleriyle görüşme hakkını tamamen ortadan kaldırmış, daha sonra ise aile ve avukat görüşmelerini kısıtlamıştır. Siyasal iktidar tüm dünyanın seferber olduğu halk sağlığı sorununda bile düşman ceza hukukunu uygulamıştır. 
 
IRKÇI SALDIRILAR
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin her döneminde siyasal iktidarların düşmanlaştırıcı dilinin, birçok nefret cinayetinin bizzat faili olduğunu biliyoruz. Bugün de geleneğini sürdüren iktidar partisi ve ortakları tarafından sistematik biçimde kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı nefret dili, ırkçı saldırıları ve katliamları tetiklemiş, HDP İzmir İl binasında Deniz Poyraz ve Konya’da 7 kişilik Kürt bir ailenin katledilmesine sebep olmuştur.  Mesleğimizi layıkıyla icra edebilmek için elbette daha iyi mahkeme salonlarına, hastalık riski taşımayan özel asansörlere, otoparklara ihtiyacımız var. Bunu kimse inkar edemez ve hiçbirimiz bundan şikayetçi olmayız. Ancak meslek grubu olarak en büyük güvencelerinden birini oluşturduğumuz kişi güvenliği hakkının yok sayıldığı, takip ettiğimiz insan hakları ihlallerinden kaynaklı soruşturma tehdidi altında tutulduğumuz, kolluğun, adliye personelinin sözlü, fiziki saldırısına maruz kaldığımız, tehdit ve baskıyla müvekkilimize sırt dönme dayatması altında tutulduğumuz koşullarda mesleğin onuru toplumu savunma görevini bizlere yüklüyor. Kamu gücünü elinde bulunduranların hoyratça dayattıkları keyfi davranma özgürlüğüne karşı, toplum adına söz kurmak ve bunu yüksek sesle dile getirmek dönemin avukatlara yüklediği asli görev oluyor.”
 
Genel Kurul yarın yapılacak seçimle devam edecek.