NATO’nun 'yeni müdahale' taktiği başarılı olur mu?

img
HABER MERKEZİ - Rusya-Ukrayna savaşı sonrası kendini "dünyanın patronu" olarak göstermeye çalışan NATO, tamamen iktidarlarla çalışma temelinde işbirliği öngören yeni stratejik planıyla dünyayı yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. 
 
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dünya siyasal ve ekonomik olarak yeni bir evreye girdi. Savaş öncesi "beyin ölümü" gerçekleşiyor denilen NATO, bünyesine yeni üyeler dahil ederek yeniden canlandı ve bundan sonra dünya üzerindeki gelişmelere daha aktif dahil olacağını gösterdi. Ayrıca daha önce gündeme getirilen Ortadoğu NATO’su ve Pasifik NATO’sunun kurulması için girişler başladı. ABD Başkanı Joe Biden’nın Ortadoğu ziyareti de bu eksende değerlendirilebilir. Son girişim ve hamleler, NATO ve ABD’nin planlarını hayata geçirmek için farklı bir strateji izleyeceklerine işaret.
 
FARKLI YOL ARAYIŞLARI
 
Sovyetlerin çöküşünden sonra tek kutuplu ya da kutupsuz dünya düzeninde istediği gibi hareket edemeyen merkezi hegemonik iktidar, yaşadığı krizi aşmak için şimdi farklı yollar deniyor. Yeni stratejisinde ne kadar başarılı olacağını kestirmek şimdiden güç. Ancak işlerin istenilen şekilde gitmeyeceği görülüyor. Madrid zirvesi sonrası yapılan açıklamada, yıllar sonra NATO'ya yeni üyelerin katılması "tarihi başarı" olarak gösterildi. Zirve hem öncesi hem de sonrasıyla bir "heyecan" yarattı. Ancak Biden’ın Ortadoğu ziyareti sonrası bu "heyecan" uzun sürmedi. Bu "heyecanın" uzun sürmemesinin bir nedeni, zirve sonrası ABD dışındaki diğer üye ülkelerin sessizliğe gömülmeleridir. Zirve sonrası İngiltere’de başbakan istifa etti, hükümet düştü. Fransa ve Almanya'dan herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu da gösterilen "güçlü birliktelik" mesajına rağmen içte sorunların yaşandığına işaret. Fransa’da yapılan seçimlerde Macron'un da zayıfladığı görülüyor. Almanya’daki yeşil-sol iktidarının bu süreçte NATO politikalarına ne kadar aktif destek vereceği de akıllardaki soru işaretlerinin başında geliyor. 
 
'DÜNYANIN PATRONU' MESAJI
 
NATO, Madrid Zirvesi'nde kabul ettiği 2022 stratejik konsepti ile yeni bir durumla karşı karşıya kalındığını açık bir şekilde ilan etti. Adeta dünyanın birçok yerini stratejik önemde alanlar olarak belirleyerek, müdahale sinyalleri verdi. “Hint-Pasifik, bu bölgedeki gelişmelerin Avrupa Atlantik güvenliğini doğrudan etkileyebileceği düşünüldüğünde NATO için önemlidir”, "Afrika ve Orta Doğu'daki çatışma, kırılganlık ve istikrarsızlığın NATO'nun ve ortaklarının güvenliğini doğrudan etkiliyor" ve "Batı Balkanlar ve Karadeniz bölgesi NATO için stratejik öneme sahiptir" belirlemeleri, NATO'nun önümüzdeki süreçte ne kadar geniş bir alanda çalışma yürütmek istediğini gösteriyor. Yani NATO kendini "Dünyanın patronu" olarak gösteriyor ve neyin nasıl ele alınacağına kendisinin karar vereceği mesajını yayıyor. 
 
HEDEFTEKİ GÜÇLER
 
Belgede, uzun bir aradan sonra tehdit ve düşman hususlarına da yer verildi. Bir önceki belgede Çin ile ilgili bir değerlendirmede bulunulmazken, Rusya için "karşılıklı işbirliği ve diyalog" kurulacak ve dış müttefik belirlemesi yer alıyordu. Ancak yeni belgede, hem Çin hem de Rusya'ya dair dikkat çekici belirlemeler yer aldı. Çin'e dair “hırsları ve zorlayıcı politikaları, çıkarlarımıza, güvenliğimize ve değerlerimize meydan okuyor" belirlemesi yapılırken, Rusya'ya dair ise, “barış ve istikrara yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” tespiti yapıldı. Bu tespitler de önümüzdeki sürecin kimler olacağına dair yeterince ipucu veriyor. 
 
YENİ STRATEJİNİN AYAKLARI 
 
Son 30 yıldır çeşitli strateji ve programlar çerçevesinde dünya siyasal ve ekonomik sistemine çeşitli müdahaleler yapılıyor. Sovyetler sonrası müdahale biçimleri ihtiyaçlara göre şekillendi. Ancak 2022 yılı itibariyle NATO stratejik belgesinde belirtildiği kadarıyla artık "barış ortamı" kalmamıştır, "barış ortamı"nın yeniden tesisi için NATO’nun üstüne düşeni yapacağı vurgulanıyor. Bu değerlendirme aynı zamanda NATO’nun şimdiye kadar başarısız kaldığının itirafı anlamı taşıyor. Söz konusu itiraf sonrası yeni stratejiye dair de şu üç ayağa yer veriliyor: Caydırıcılık ve Savunma, Kriz Önleme ve Yönetimi ile İşbirlikçi Güvenlik. 
 
SAVUNMA VE GÜVENLİK ÖRGÜTÜ
 
Söz konusu ayaklar NATO'nun ülkelerin siyasal ve ekonomik sorunlarıyla ilgilendiği, demokrasiyi tesis ettiği iddiasını çürütüyor. Aksine güvenlik ve savunma örgütü olduğunu tescil ediyor ve stratejisinin temelini de güvenlik ve savunma oluşturuyor. Üç strateji birlikte değerlendirildiğinde yine sonuç aynı kapıya çıkıyor. NATO bugüne kadar demokrasi ve özgürlüklerin tesisi için görev almadı. Bu başlıklara bakıldığında da böyle bir amaç güttüğü görülmüyor. 
 
90’larda Irak ile başlayan ve Afganistan ile devam eden askeri müdahale stratejisi ABD’nin Afganistan’ı Talibana teslim etmesiyle çöktü. Askeri olarak birçok ülkeden geri çekildi. Irak’ta, Suriye’de ABD ve müttefiklerinin askeri varlığı epey azaldı. Ama hiçbir zaman askeri müdahale seçeneği ortadan kalkmadı. Zaten yeni belgede yer alan "caydırıcılık ve savunma" bunun önünü açıyor. 
 
ORTADOĞU'DA HESAPLAR TUTMADI
 
2010 yılı itibariyle Ortadoğu’da Arap Baharı olarak adlandırılan süreç başladı. Birçok ülkede halk gösteri ve yürüyüşlerle devlet yönetimlerini devirdi. NATO ve müttefikleri bu süreci kendileri açısından bir kazanca dönüştürmek için "yerel güçleri destekleme" stratejisi izledi. Tunus, Libya, Mısır, Suriye vb. ülkelerde yeni devlet yönetimi belirlemek için muhaliflerle birlikte hareket etme stratejisi izlendi. Ancak Mısır’da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi işi daha baştan bozdu. Müslüman Kardeşler ABD ve NATO’nun hiç istemediği kesimlerdi. Onun için hemen arkasından ABD ve NATO destekli Sisi darbesi geldi. Libya ve Suriye’de de işler istenildiği gibi gitmedi. Her iki ülkede de desteklenen muhalifler kendilerinden beklenen performansı gösteremediler ve süreç hala kriz halinde devam ediyor. Suriye’de DAİŞ’e karşı mücadelede Kürtlerin öncülük ettiği savaşta kısmen başarı kazanıldı. Ancak sorunu "enerjinin kontrolü" olarak ele alan NATO ve ABD, burayı Türkiye gibi ülkelerin müdahalesine açık hale getirerek, güven vermekten uzak bir pozisyon çizmeye başladı. "Eğit-donat" programıyla destek verdiği kesimler şu anda Suriye’de kalıcı barışın gelişmesinin önündeki en büyük engel olarak duruyor. Libya’da da benzer durumlar yaşanıyor. 
 
BIDEN ZİYARETİ
 
ABD ve NATO’nun izlediği strateji daha çok İran’a yaradı. İran, Ortadoğu’da hiç olmadığı kadar genişlemesine ve derinlemesine nüfuz sahibi oldu. Şimdi de temel stratejisini "İran’ı önleme" üzerine kurgulamış gibi görünüyor. Askeri müdahale ve yerel güçleri destekleme stratejisi tutmayınca şimdi doğrudan "devletlerin yönetimleriyle işbirliği"ne yönelerek programını gerçekleştirme yoluna gidiyor. Türkiye’nin Esad rejimi ile dolaylı görüşmelere başlaması, İsrail ile protokoller imzalaması (Filistin davasını ikinci plana bırakması), Suudi Arabistan ve BAE ile yeni anlaşmalar imzalaması; İsrail’in Abraham Protokolleri çerçevesinde Arap ülkeleri ile çeşitli antlaşmalar yapması bu stratejinin nasıl hayata geçirilmek istendiğinin göstergesidir. Tüm bu gelişmeler belli bir plan çerçevesinde NATO ve ABD’nin onayı ile gerçekleşiyor. Biden’ın Madrid Zirvesi sonrası hemen Ortadoğu turuna çıkması bu stratejiyi hızlı bir şekilde hayata geçirmek istediğini de gösteriyor. 
 
YENİ STRATEJİ TUTAR MI?
 
Yeni stratejinin ne kadar başarılı olacağı önümüzdeki süreçte belirginleşecek. Ancak demokrasi ve özgürlüklere dair hiçbir güvence ve programın yer almaması, halklara, farklı dini ve etnik topluluklara dair herhangi bir belirlemenin yer almaması yeni stratejinin başarı şansını zorluyor. Yeni stratejiyle tamamen iktidarlarla çalışma temelinde işbirliği öngörülüyor. "Terörizm ile mücadele" vurgulanıyor ancak "terörizmin" devlet kaynaklı gelişmesi es geçiliyor. 
 
Üçayaktan ikincisi, "kriz önleme ve yönetimi" dikkat çekiyor. NATO’nun kriz ve darbelerle kendini büyüttüğü, varlığını kriz ve darbeler üzerinden sürdürdüğü bir gerçek iken, hangi krizlerin önleneceği ve yönetileceği belirsiz. Diğer iki strateji ise herkesin malumu. 
 
NATO’nun resmi sitesinde büyük puntolarla şöyle yazıyor: "Dünya değiştikçe, NATO da değişmeye devam edecek.” Dünyanın değiştiği ve NATO’nun da değiştiği bir gerçek ama amacının değiştiği çok da net değil. "Doğrudan Askeri Müdahale" ve "Yerel Güçleri Destekleme" strateji tutmayan NATO’nun, "Devlet Yönetimleriyle İşbirliği" stratejisinin ne kadar başarılı olacağını zaman ve karşıt güçlerin pozisyonları gösterecek. Her ne kadar yeni bir strateji olarak görünse de "siber ve hibrit saldırılar" olması halinde  5. Maddenin (doğrudan askeri müdahale) yürürlüğe konulacağı belirtiliyor. Bu da özünde farklı bir durumun olmadığını gösteriyor.
 
MA / Ferhat Akıncı