İSTANBUL – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "Kovid Yasası'nda kapsamı mutlak siyasi tutsakları da kapsayacak şekilde düzenlenmeli, bunun başka yolu yok" dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Çanakkale'de sivil toplum örgütlerinin temsilcisiyle bir araya geldi. Çanakkale Belediyesi Salonu'nda yapılan toplantıda, konuşan Tülay Hatimoğlluları, "Çanakkale'de başta Kürtler ve Türkler olmak üzer diğer halkalarla birlikte büyük bir mücadele verilmiş ve büyük başarılar imza atılmış. Çanakkale'den Barış ve Demokratik Toplum çağrı yapmak bu tarihsel gelişimle, bakışımlı olarak bu süreci yürütmek bizim için son derece anlamlıdır. Geçmişe halkların bir arada vermiş oldukları mücadelede ne yazık ki halkların ortak kazanımları ve eşit temsiliyetleriyle sonuçlanmadı. Bu haklar eşit yurttaşlık anlamında bakışımlı bir kazanıma dönüşmedi. Bizler yüzyıllık cumhuriyet tarihinde, cumhuriyetin demokratikleşmesinde eksik kaldığı noktaların altını çizerek cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratikleşmesi için bu tarihi çağrıyı yanıt üretmek, barışın bu topraklarda tesis edilmesi için hepimizin görev ve sorumluluğu var" ifadelerini kullandı.
'YASAL VE HUKUKİ SÜREÇ'
Türkiye'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat çağrısıyla tarihi bir süreç başladığını ifade edem Tülay Hatimoğlulları, "Sayın Öcalan'ın çağrısından sonra PKK kendini fesih ettiğini açıkladı ve akabinde Süleymaniye'de gerçekleşen törenle silahlarını yaktı. Silahların yakılmasıyla verilen mesaj demokratik bir Türkiye'nin inşası için Kürt halkının bundan sonrası için Türkiye'de yürüteceği mücadelenin tamamen demokratik zeminde yürütüleceğine yöneliktir. Yasal ve hukuki kazanımların ilerlemesi için adımların atılması anlamımı taşıyor. Sayın Öcalan Kürt'ü inkar eden, varlığını yok sayan, diline inkar eden yaklaşımlara karşı halkın verdiği güçlü bir mücadeleyle bugün gelinen noktada artık yasal ve hukuki süreç' olduğunu altını çizdi" diye konuştu.
ORTADUĞU'DAKİ SAVAŞ
Üçüncü Dünya Savaşı yaşandığı bir dönemin arifesine olduklarını belirten Tülay Hatioğlulları, "İkindi dünya savaşında ağrılık olarak savaş Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dayken şimdi savaş giderek batıya yayılıyor. Dünyada başlayan sermaye krizi bütün dünya ölçeğinde milliyetçiliği, cinsiyetçiliği ve ırkçılığı körüklüyor ve güçlendiriyor. Ortadoğu'da savaşın giderek derinleştiğini görüyoruz. İsrail'in Filistin'i işgali, iki yıldır Gazze'de yürüttü savaş ortada. Aynı zamanda orada bulunan Hizbullah ve diğer örgüt yapılanmalarına dönük operasyonlarda İran'ın zayıflatıldığını görüyoruz. Bu sadece İran ve İsrail arasında yaşan bir savaş değil. Bu hepimiz etkiliyor. Böylesi bir süreçte Türkiye'ni iş barışını tesis etmesi çok önemli. Türkiye'de Kürt sorunu demokratik yollarla çözerse bölgede diplomatik, siyasi ve ekonomik anlamda etkili olur. Bugün Devlet Bahçeli'nin Meclis sıralarında gelip eşbaşkanlarımızın ellini sıkmasının nedeni budur. Şimdi yeni bir strateji deneniyor. Kendileri adına ne derlerlerse desinler; bizim açımızdan olması gereken Barış ve Demokratik Toplum Süreci'dir. Bizce adı budur" şeklinde konuştu.
'KÜRT SORUNU TERÖR PARANTEZİNE ALMAKTAN VAZGEÇİLMELİ'
Kürt sorununa yapılan nitelemelere değinen Tülay Hatimoğulları, "Kürt sorunu bir güvenlik sorunu olarak görmek ve terör parantezine almak, 'Terörsüz Türkiye' kavramını kullanmaktan vazgeçilmelidir. Kürt sorunu sosyolojik, toplumsal ve iktisadi bir sorundur ve halklar sorunudur. Halklar soruna bu şeklide yaklaşılması şarttır. Bu süreç devam ederken bizler Türkiye'nin dört bir yanında DEM Parti olarak sürecin toplumsallaşması için en az 2 bin halk buluşması ve toplantıları gerçekleştirdik. Birçok kesimle bir araya geldik ve bütün herkesin barışı sahiplenmesiyle bu süreci başarıya ulaştırabiliriz. Sayın Öcalan çok önemli bir noktaya değinmişti , 'Biz devletin elinden terör parantezini alırsak demokratik siyasetin önü açılır' diyor. Türkiye'nin batısı bu ülkenin işçileri, kadınları şunu hep birlikte bilinde çıkarmalıyız. Kürt sorununu çözmüş bir ülkenin demokratikleşmenin önündeki temel bir engel ortadan kalkar. Bu bir mücadeledir bunu mücadeleyle değiştirip dönüştürmek zorundayız" diye belirtti.
BÜTÇE TARTIŞMLARI, AÇLIK VE YOKSULUK
İktidarın sendika ve grev yasaklarının güvenlik gerekçeleriyle yasakladığını, kadın mücadelesinin önüne engeller çıkardığına işaret eden Tülay Hatimoğulları, "Türkiye'de artan yoksulluk, işsizlik ve barınama yine elli milyon insanımızın açlık sınırında yaşadığı eşine az rastlanır bir krizle karşı karşıyadır. Bugün emekliler kirasını ödeyemiyor, asgari ücretli bir kişi kirasını ödeyemiyor. Bizler açlık ve yoksulluğun arttığı bu süreçte Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde iktidarla görüşmelerimiz devam ediyor. Ama bütçeye dair etkin bir muhalefet yürüyoruz ve yürütmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda bir kampanyamız başlıyor. 12- 13-14 Aralıkta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere dört koldan bir yürüyüş gerçekleştireceğiz. Yürüyüşümüzün finali 14 Aralık'ta Ankara'da gerçekleşecek. Bu kampanyamıza herkesin güç vermesini bekliyoruz" dedi.
'KOVİD YASASININ KAPSAMI GENİŞLETİLMELİ'
Meclis Komisyonu'nun İmralı'ya görüşmesinin tarihsel bir gelişme olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları şöyle devam etti: "Görüşme ağırlıklı olarak Sayın Öcalan'ın sunumlarıyla geçmiş. Rojvava ana gündem olmuş. Sayın Öcalan şunu çok net ifade etmiş: 'Suriye Türkiye'ye benzemez orada bulunan bütün faklı halkların ve inançların eşit temsil edildiği bir Suriye'nin inşa edilmesi şarttır.' Demokratikleşme yasalarında ortaklaşma sağlandıkça demokratik entegrasyon süreci gelişecektir. Görüşmenin diğer bir önemli noktası ise sürecin ilerlemesi için beklenen yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasıdır. Silahsızlandırmayı sağlayacak özel bir yasa, İnfazda eşitlik yasası, TMK ve TCK'anın yeniden gözden geçirilmesi. Çünkü Türkiye cezaevlerine baktığımızda gazeteciler, aydınların ve Kürt siyasetçilerin bulunduğu bir yer. Bunu kabul edilecek şeyler değil. Bu konuda ciddi yasal adımların atılması gerekiyor. Bazı konularda somut adımlar atılmalı ki bunlar da bir yasal düzenleme gerektiren şeyler değil. Türkiye'nin şuna mevcut yasaları hayat geçirilse sorunlar bir kısmı çözülür. Bunların başında hasta tutsaklar ve infazı yakılan tutsaklardır. Bunların biran önde bırakılması gerekiyor. Biz bu süreci konuşurken hala infaz yakmalar devam ediyor. Bunlar toplumun sürece olan inancını zedeliyor. 11'inci Yargı paketiyle getirilen Kovid Yasası'yla binlerce tutuklu tahliye ediliyor. Kovid Yasası örgütlü suçları kapsamıyor bunu asla kabul etmiyoruz, sürecin ruhuyla bağdaşmıyor. Bir kez daha altını çiziyoruz; Kovid Yasası'nda kapsamı mutlak siyasi tutsakları da kapsayacak şekilde düzenlenmeli, bunun başka yolu yok."
ÖZEL'E 'STOCKHOLM SENDROMU' YANITI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "Stockholm Sendromu" benzetmesine işaret eden Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: "Yargı sopası, adaletsizlik ve celladına aşık olmakla anlatılamaz. Bu ancak siyaset üretmekle anlatılır ve ancak ortak mücadeleyle aşılır. Bu metaforun bizler için kullanılması tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır ve reddediyoruz. Bizler Şark Islahat Planı'ndan umumi müfettişlere, askeri cunta yönetimlerden OHAL yönetiminden kayyumlara uzanan uzunca bir direniş ve geleneğin sahibiyiz. Bizler tarih boyunca bıkmadan, yılmadan bütün baskılara rağmen direnen devrimci, sosyalist bir geleneğin temsilcileriyiz. Hiçbir konuda geri adım atmayız. Biz celladımızı çok yakından tanırız. Onları yakılan köylerimizden, Alevi katliamlarından, mezarlıklardan, faili meçhullerden ve zindanlardan tanırız. Bu konuda bilincimiz herkesten berrak, mücadelemizde herkese örnektir. Ondan fazla partisi kapanmış olan bir parti olarak, kapatılma tehdidi altında olan bir siyasi parti tarafından böylesi sözlerle itham edilmemiz, demokratik siyasetin sınırlarıyla bağdaşmaz. Umut ediyoruz ki bize karşı kullanılmış bu sözler, bu sürecin içinde olunmaması, sorumluluk üstelenmemesiyle ilgili sarf edilmiş sözler olmaz. Biz demokratik cepheyi biz inşa edemezsek, yan yana gelemezsek barış ve demokratik inşada hep birlikte zorlanırız. Süreç bağlamında devletle görüşmeler yapabiliriz bundan bir seçim ittifakı çıkarmaya çalışanlar yanılırlar. Bizim meselemiz seçimlerin çok üstündedir. Bu mesele seçim meselesi değil, Kürt meselesini seçim Kürt seçmeni de kendi seçmeni gözüyle görmeye çalışanlar yanılır bunu iktidar içinde muhalefet içinde söylüyorum. Bu süreç seçimden ve dar manada bir partinin çıkarlarının çok üstünde bir süreçtir. Barışı inşa etmek yüz yıllık bir hasreti bu topraklarda tesis etmek için bu süreci yürüyoruz. Burada sosyal demokratik kesime seslenmek istiyorum. Bu gün her birimizin üstleneceği sorumluluk demokratik bir cumhuriyetin inşasında bir tuğla görevi görecektir. Bu tuğla görevini üstlenmekten hiçbirimiz imtina etmemeliyiz."
